AnasayfaHakkımızdaGüzel Yazılarİyi KitaplarBizim ArşivBağlantılarDost SitelerGörüşlerinizİletişim
 
Öğretmenlere Özel Yazılarımız Sizden Gelenler Tavsiyeler Sözler Hazinesi Forum
 
 




"ATEŞ DÜŞTÜĞÜ YERİN YAKAR"
 

 

Haberi alır almaz yine, “eyvah” dedik, “tüh” dedik.

Devlet büyüklerimiz, “saldırıyı kınadılar”.

Muhalefet, iktidara yüklenmeyi fırsat bildi.

Oysa tüm olanlar saldırıda şehit olan askerlerimizin evlerinde oldu.

Analarının, babalarının, eşlerinin, çocukların yüreği yandı.

Şehit cenazelerinden sonra her şey normale dönecek, unutulacak!

 

Oysa o insanlardan biri de biz olabilirdik!

Doğuyu bilen bilir. Oralara giden asker bilir.

 

Bir de biz biliriz.

Üniversitede Mustafa Safran hocamız sormuştu.

“Öğretmen olduğunuzda doğuya severek giderim diyen kaç kişi var?”

Üç kişi parmak kaldırmıştı. Biri de bendim

Safran hocamız bize de dönüp şunu söylemişti:

“Bu bayrağın dalgalandığı her yerde çalışırım diyenler, bir gün olup da oraya gittiklerinde buraya bayrağı kim diktiyse diye hayıflanırlar. Siz de öyle olabilirsiniz”

 

Doğuyu torpil bulup kaçmayan doktor da bilir, öğretmen de…

1996 yılında Tunceli Ovacık’ta öğretmenim.

Yatılı Bölge İlköğretim Okulu’ndayım.

Orada her şeyden önce şunu öğrendim. İnsan memleket derdine düşünce “sen şusun, sen busun!” diye birbirini ayırmıyor. Orada ya Türkiyelisin!” ya “değilsin!”

 

Kaldığım yaklaşık iki yıllık süreçte kaç defa çatışma yaşandığını hatırlamıyorum.

Bu çatışmalar, ilk başlarda çok çekindiğimiz bir durumken, daha sonra sıradan, sanki gündelik hayatın bir parçasıymış gibi alıştığımız bir olay olduğunu hissettim.

 

Okul, Munzur dağlarının ortasında, etrafsa göz alabildiğince düz ve düzleştirilmiş bir saha…

Biz lojmanda öğretmenler olarak bir arada kalıyorduk.

Lojmanın alt katında iki manga asker bizi bekliyordu.

Bir de zaman zaman Munzur dağlarına yaptığı atışlarla kapı ve pencerelerde cam bırakmayan tankımız vardı. Onların varlığı, bize bir rahatlık veriyor, kırılan kapı ve pencereye aldırmıyorduk.

 

Ovacık’taki bu çatışmalı ortamı aileme hiçbir zaman anlatmadım.

Çatışma anlarında öyle anılarımız oldu ki.

Hele bir tanesi zamanlaması bakımından ilginçti.

Vakit gece yarısı, duvarlara mermiler çarpmaya başladı.

Okulun ve lojmanın etrafında mevzilenen askerlerimiz de karşılık vermeye başladılar.

Sağanak halde yağan mermilerden korunmak için yere ranzaların altına girdik.

Tam o sırada telefon çaldı.

Arayan babamdı:

“Ne var, ne yok oğlum, nasılsınız?”

Ne denir ki bu durumda?

“Hiç baba ne olsun yatıyoruz işte, siz de ne var ne yok?”

Çatışmanın sesini bastırabilmek için arkadaşım Halis’e televizyonun sesini sonuna kadar açtırdım.

Ovacık’ta yaşadıklarımı aylar sonra, ancak eve döndüğüm zaman anneme anlattım ki, gözyaşları sel oldu.

 

Doğuyu “yaşayan bilir”..

O psikolojiyi bizim tarif etmemiz imkânsız.

Allah şehit ailelerine sabırlar versin.

Fazıl Mustafa TAŞÇI

www.tarihogretmeni.com

tarihogretmeni@msn.com


 



www.tarihogretmeni.com