AnasayfaHakkımızdaGüzel Yazılarİyi KitaplarBizim ArşivBağlantılarDost SitelerGörüşlerinizİletişim
 
Öğretmenlere Özel Yazılarımız Sizden Gelenler Tavsiyeler Sözler Hazinesi Forum
 
 




NEREDEN NEREYE?
 

Tarihin binlerce yıllık seyri içinde şu üzerinde yaşadığımız coğrafya neler gördü, neler geçirdi? Bu topraklarda Hititlerden, Romalılara, İskender’den Bizans’a kadar nice kültür egemen oldu. Ta ki Selçukluların sayesinde Anadolu’ya Türk-İslam mührü vurulana dek… Selçuklular, Anadolu’ya pek çok güzellik kattı. Konya, İznik, Kayseri, Erzurum, Erzincan gibi nice eğitim, bilim ve kültür merkezleri oluşturuldu. Ancak ne var ki, barbarlık derecesindeki Moğol saldırıları ve Haçlı seferleri bütün bu güzelliklerin birçoğunu yok etti.

Anadolu için o günler bir kâbustu. Acı dolu o yıllar, Osmanlı Beyliği sayesinde sona erdi. Şeyh Edebâli’nin dualarıyla Osman Bey’in attığı tohum filizlendi. Suya atılan bir taşın halka halka büyümesi gibi Osmanlı da öyle büyüdü. Üç kıtaya yayılan büyük bir cihan devleti oluverdi. Akşemseddinler Fatih’leri, Ebussuudlar Kanuni’leri, yetiştirdi. İnsanlar, birbirlerini “yaratandan ötürü hoş gördü” sevdi. O samimiyet, o ihlâs, o tevazu büyük bir medeniyeti ortaya çıkardı.

Ama o cihan devletinin sınırları, son haddine ulaşıp da insanlar,bilgiyi, hikmeti bir kenara bırakıp, hırslarının esiri olunca, şöhret ve servet peşine takılınca o hazin son başladı. Devletin mayasını çalan Akşemseddinler, Ebussuudlar, Molla Fenariler unutuldu. İlim, irfan, ahlâk unutuldu ve çöküş başladı. Oysa Hititlerden Osmanlılara kadar Anadolu coğrafyası hep ilmin ve kültürün merkezi olmuş, bu sayede bu topraklarda güçlü devletler hüküm sürmüştü.

Milleti ve devleti yücelten, onu ileriye götüren eğitimin ta kendisidir. Eğitime önem vermeyen, öğretmenine değer vermeyen bir toplumun bir adım ileri gitmesi mümkün müdür? Devleti kuranlar kadar, o insanları yetiştirenlerin gayretini de bilmek gerekir.

Her şeye rağmen bugünkü Türk toplumunu ilim ve irfan bakımından ayakta tutan iki unsur vardır: Birincisi, atalarından gördüğü, duyduğu bilgiler, yani kendisine miras kalanlar. Diğeri de teknoloji geliştikçe ortaya çıkan yeni bilgiler, yeni buluşlar. Dolayısıyla Türk toplumunun atalarından, dedelerinden gördüğü ve işittiği her şey, Tarih’in içinde yer alır. Geçmişimizden ne gördüysek hâlâ onlarla övünüyor, kendimizi teselli ediyoruz. Son iki yüz yıldır insanlığa öyle bir katkımız olmuş mudur? Ciddi mânâda, elle tutulur bir katkıyı ben hatırlayamıyorum.

Peki ne oldu da, insanlığa yön vermiş, pek çok bilginler ve düşünürler yetiştirmiş bir millet bu kadar değişiverdi? Bu ülkede eğitim ve bilim neden geri planda kaldı? Bu konuda eleştirebileceğimiz pek çok taraf var. Hem millet olarak, hem devlet olarak, hem de kendisinden bir şeyler beklenen eğitimciler ve bilim insanları olarak kimse üzerine düşeni yapmıyor. İnsanlarımız, eğitime ve bilgiye değer vermiyor, devlet de bu konuda eğitimcilerin ve bilim insanlarının önünü maddi ve manevi olarak açmıyor. Kezâ, eğitimciler ve bilim insanlarımız da yeterli bir birikime sahip olmadıkları ve beklentilerinin fazla olması dolayısıyla tam bir gayret ve çaba içinde olamıyorlar.

Ülkemizin yaşadığı sorunlar yumağı içinde eğitim de çok ciddi anlamda sıkıntılı. Devamlı değişen eğitim politikaları, müfredat, sınav sistemi bu sorunu içinden çıkılamaz bir hâle getiriyor. Tüm bunların üstünde halkın yaşadığı ekonomik zorluklar da işin cabası. Ayrıca mutasyona uğramış ruh yapımız ve sömürülen benliğimiz bizi bilgiyle değil, parayla mutlu olan insanlar haline getiriyor. “Eğer sınavda çıkarsa çalışalım, çıkmazsa bizi boşuna uğraştırmayın” hesabı…

Bu sorunlar ve çözüm önerileri yıllardır biliniyor ve tartışılıyor olmasına rağmen kat ettiğimiz bir yol, henüz yok. Biz bu konuları, “büyüklerimize” bırakalım, lütfedip sorarlarsa “eğitimciler” olarak bizler de taleplerimizi ve beklentilerimizi iletmeye çalışırız.

Şu unutulmamalı ki; herkes suçlayacak, eleştirecek birini bulur. Oysa herkes kendine baksa, herkes bu sorunu çözmeye “kendince” bir katkı sağlasa görün bakın neler değişir. Öyle ya boşuna dememiş Alman şair Goethe: “Çözümde görev almayanlar, sorunun bir parçasıdırlar!”

Şimdi ister istemez sormak zorundayım:

Vatandaş, kitaba para verse, kitap, dergi, gazete okusa olmaz mı?

Esnaf, öğretmene, imama saygı gösterse, sözüne itibar etse, onu “az maaşlı bir memur” olarak görmese olmaz mı?

Gençler, geleceği okumakta görüp, sistemin kendilerine sunduğu kolaylıkları bir fırsat bilerek derslerinin peşine düşse olmaz mı?

Eğitimciler, “bu maaşa, bu kadar çalışılır” savunmasını bırakıp, kendilerine emanet edilen yavrulara, bilgiyi, güzel ahlâkı öğretme, kendini yenileme ve geliştirme çabası içine girmeye çalışsalar olmaz mı?

Uzatmayalım, aslında hepimizin yapabileceği bir şeyler var. Farkındayız, biliyoruz. O halde yapmamız gereken, zamana teslim olmak değil. Zamanı kendimize uydurmak için çaba sarfetmek.

 

Fazıl Mustafa TAŞÇI

www.tarihogretmeni.com

tarihogretmeni@msn.com


 



www.tarihogretmeni.com