AnasayfaHakkımızdaGüzel Yazılarİyi KitaplarBizim ArşivBağlantılarDost SitelerGörüşlerinizİletişim
 
Öğretmenlere Özel Yazılarımız Sizden Gelenler Tavsiyeler Sözler Hazinesi Forum
 
 




TARİH TEKERRÜR EDER Mİ?
 

“Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar,

İbret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” (Mehmet Akif)

Hemen baştan söyleyeyim; elbette ki, tarih tekrar etmez. Tarihte meydana gelenler olaylar, her ne kadar birbirine benzese de, olayın yaşandığı mekân, kişiler, dönemin şartları, sebep ve sonuçları hatta yaşanan süreç birbirinden çok farklıdır. O sebeple aynı gibi görülen çoğu olayda, “tarih tekerrürden ibârettir” diyenler hata etmişlerdir.

Ancak Sultan II. Abdülhamid’in de güzel bir tespiti var: “Tarih değil, hatalar tekerrür ediyor”. Gerçekten de öyle değil mi, hatalardan, yanlışlardan ders çıkarmak yerine hırs ve inat uğruna yapılan ataklar koskoca devleti perişan etmedi mi? Ama gariptir ki, tarih sahnesinin başrol oyuncusu olan insan hiç değişmiyor; aynı. Bazen gerçekten tertemiz duygularla, düşüncelerle, bazen de ihtiraslarıyla iktidar mücadelesine girişiyor. Kişiler değişiyor belki, fakat amaç, yöntem ve gayret değişmeden aynen devam ediyor.

İnsanoğlunun sahip olmak istediği iki vazgeçilmezi vardır: Güç ve servet! Bunları ele geçirecek insan, bu sâyede çevresine hükmedebilecektir. Tarih, bitmek bilmeyen bu mücadelelerin örnekleriyle doludur. Hedefe varabilmek için her yolu mübah görenler, istediklerini elde etmek için iftiralar, karalamalar, suikastlar (cinayetler) planlamaktan ve bunları uygulamaktan geri durmamışlardır.

Yüzyıl önce Sultan II. Abdülhamid'e düzenlenen suikast, ayaklanma tertipleri ve ardından İttihat ve Terakki'nin iktidarı ele geçirmek için düzenlediği hükûmet darbesi, bugün yaşadıklarımızdan pek farklı değil. Kendi hayalleri uğruna memleketi ateşe atmaktan çekinmeyecek olan İttihatçılar, II. Abdülhamid'i de tahttan indirmekten çekinmemişlerdi. Örgütler, suikastlar, patlayan bombalar, darbeler... Bunlar bizim hiçte yabancısı olmadığımız kelimeler. O gün yapılanlar, Osmanlı’’nın çökmesine ve dağılmasına sebep oldu. Elimizdekinin kıymetini bilemedik, Osman Gazi’nin emaneti, genç, hayalperest, milletini tanımayan ve değerlerine yabancı bir avuç zavallı tarafından yok edildi. Tarih, onların yaptıklarını unutmadı.

Bugün de benzer bir süreç yaşıyoruz. Ülke, kimi çıkarcı güçlerinin, ortak hedefleri doğrultusunda bir araya gelerek yaptığı suikastları, bombalamaları, eylemleri konuşuyor, planlar ve bağlantılar ortaya çıktıkça da hayret ve dehşete kapılıyor. Ne kadar da acı... Biz bunları daha evvel yaşamadık mı? Koskoca imparatorluk elimizden kayıp gitmedi mi? Yok olmanın eşiğinden binbir güçlükle, ama millî birlik ve beraberlikle yürüttüğümüz millî bir mücadele ile kurtulmadık mı?

Bugün, o zor yıllardan çekip ortaya koyabildiğimiz bir devletimiz var. Güçlü devlet olmak, ülkemizi çağdaş ülkeler seviyesinin de üzerine çıkarmak hepimizin ortak hedefidir. Neden kendi kendimize oyunlar ediyoruz. Biz bize düşmüşken, başka düşmana ne gerek var? Ülkeyi kamplaştırmak kimseye fayda getirmeyecek, olan güzelim ülkemize olacaktır.

Sevindiğimiz bir taraf var ki o da şu: İnsanımız yavaş yavaş bilinçleniyor. Hiçbir şey eskisi gibi değil ve olmayacak. Yaşadıklarımız bunun bir göstergesidir. Ülkenin huzuru bozan, millete rağmen ülkenin geleceğinde yasa dışı yollarla söz sahibi olaya çalışanlara millet, artık bu kişilere “kurtarıcı” gözüyle bakmıyor.

Demokrasi, hepimiz için gereklidir. Ona sahip çıkmak bu ülkeye beklenen huzur ve istikrarı getirecektir. Biz yıllardır okullarımızda demokrasinin iyi bir yönetim biçimi ve yaşam şekli olduğunu anlatıp durmuyor muyuz? Eğer insanımızın elinden demokrasiyi alırsak, yerine neyi vereceğiz? “Güçlüysen, sesin çok çıkıyorsa sen haklısındır” mı diyeceğiz, bunu mu öğreteceğiz? 70 milyon nüfusuyla Türkiye farklı düşüncelerin barış içinde bir arada yaşayabildiği bir ülke olacak imkâna sahiptir. Kendi iç barışını sağlamış bir Türkiye, sağlık, ekonomi, hak ve özgürlükler konusunda da pek çok önemli demokratik açılımı yapacak ve dünyada söz sahibi bir devlet durumuna gelecektir. Buna hepimiz inanalım. Bu hedef için çalışalım. Basit hırslarla, inatlarla bu ülkenin geleceğini karartmayalım. “Karanlığa küfretmek yerine bir mum da biz yakalım” denir ya işte öyle… Yalana itibar etmeyelim, dolduruşa, gelmeyelim. Ülkemizin sahip olduğu gücün farkında olalım.

İş işten geçtikten sonra dövünmenin bir mânâsı yoktur. Elimizdeki değerlere ve değerlilerimize sahip çıkalım. Onlara sahip olduğumuz için şükredelim. Yoksa eski İttihatçı ve II. Abdülhamid’i tahtan indirip sürgüne gönderenlerden şair Rıza Tevfik'in Abdülhamid'in ölümünden sonra dövündüğü gibi dövünürüz:

“Nerdesin şevketlü Sultan Hamid Han

Feryâdım varır mı, bârigâhına?

Uyan şu ölüm uykusundan bir lahza uyan

Şu gâfil milletin bak günâhına!

...”

Fazıl Mustafa TAŞÇI

www.tarihogretmeni.com

tarihogretmeni@msn.com


 



www.tarihogretmeni.com